30 Ocak 2011 Pazar

Yazamıyorum...

Yazacak ne çok şey var. Aklımdan geçenler, kendi kendime konuşmalar. Gerçi kısa:) ama yazamıyorum.
Okul tatili, oğlumun sünnet hazırlıkları, günlük koşuşturmacalar derken vakit akıp geçiyor.

22 Ocak 2011 Cumartesi

AH TNT AHH

Son hafta ev ahalisi hep hastaydık:( Hala üzerimden atamadım halsizliği. İlaçların tesiriyle iyileştiğimi zannettiğim anların sonunda perma perişan halde yatağa sürünerek gidiyorum. Çocuklar olmasa hiç çıkmayacağım ama...

Bu arada televizyon başında epey vakit geçirdim. Geleneksel bir televizyon izleyicisi değilim. Çabuk sıkılırım. Allahdan bir sürü kanal varda bol bol kanal geziyorum. Gerçi heryerde birbirinin kopyası programlar. Genel televizyon formatının dışında kalan TRT'nin bazı kanallarını, CNBC-E ve TNT'yi diğerlerine nazaran daha çok seyrediyorum. Bu hastalık döneminde sabahları TNT de yayınlanan "Catherine Cookson" dizilerine takılmıştım. Sevdim. İngilizlerin günlük sıradan hayatları üzerine kurgulanmış hikayelerdi ve büyük laflar etmeden, iddialı olmadan da güzel işler çıkacağının kanıtı gibiydi. Sıradanlığını sevdim:)



Ama reklam aralarında dönen tanıtımlara göre TNT de diğer kanallar gibi olma yolunda. Aynı kopya programlar ve işin doğrusu artık diğer yerlerde pek de yer bulamayan sansasyonel ünlüler. Bakalım başaracak mı?!!

Benim cephemden ise bu durum üzücü. İzlenebilecek kanallardan biri daha yok oluyor:((((

Resim kaynak

11 Ocak 2011 Salı

Benimle

Hayat içinde bir çok şey var ki, maddi veya manevi hep istiyoruz. Para, başarı, sağlık, sevgi...
Peki neden? Sonu ne?

Ne olursa olsun, ister büyük bir başarı ister küçücük bir dokunuş, sonunda istediğim mutluluk!

Mutlu muyum?

Evet, bir bakıma. Bir çok kişinin sahip olamadığı güzel şeyler var hayatımda ve güzellikler yaşıyorum.

Ama...

İçimde bir yerlerde adlandıramadığım bir şey, ta yüreğimin derinliklerinde bir şey, her mutlu anımda mutsuzluğuda hissettiriyor, aynı anda.
Kurtulmaya çalıştım ama gitmiyor, terk etmiyor beni.
Anladım ki, nerede olursam olayım, dünyanın neresine gidersem gideyim mutsuzluğum benimle.

Mutsuzluğum benim içimde, ben onun içinde.....

29 Aralık 2010 Çarşamba

Yerli Dizi Yersiz Uzuunnnnnnn

Uzun zamandır 90 dakika dizi çekiminin getirdiği yoğunluktan ve stresden rahatsız olan dizilerin çalışanları bu rahatsızlığını dile getirmekteydi.
Şimdi bir adım daha gittiler ve eylem yaptılar.
Ne güzel! Ben severim hak için hukuk için mücadeleyi.
Dile getirdikleri sorunlar konusunda çok haklılar ama bu işin bir tarafı eksik.
90 dakika dizi seyretmekle cezalandırılan seyircinin hali daha fena:)
Biraz kafa dağıtmak, oyalanmak, vakit geçirmek hatta eğlenmek için televizyonun başına oturuyorsunuz, o da ne? Bitmek bilmeyen diziler, aralarda uzun reklam kuşakları ve hatta takip etmek isteseniz yıllarca ekran başında sürünmeler. 90 dakikayı dolduracağız diye lüzumsuzca uzatılan sahneler, hikayeler, saçma diyaloglar derken dizi seyretmek işkence halini alıyor. Bu uzatış sonucu hikaye gereksiz ayrıntılara boğulduğu gibi saçma sapan bir sürece de giriyor. Örneğin; bitmiş ve bitmemiş nice dizi.

Bu yüzden dizi izlemeyi bıraktım. O 90 dakika boyunca hayatımdan bir şeyleri kaçırıyormuşum, zamanımı boşa harcıyormuşum duygusundan nefret ettim. Onun yerine evimle, çocuklarımla ilgilenmeyi, okumayı ve elişi yapmayı tercih ediyorum. Ya da CNBC'nin ve TNT'nin dizileri ile haber kanallarının aktüel programlarını(gezi,belgesel vb) tercih ediyorum:))




Bu arada bu akşam Yaprak Dökümü bitti. 3 sene önce bir dönem takip etmiştim ama daha önce söylediklerim yüzünden bırakmıştım. Geçmişin hatırına tamamını olmasa da finali seyrettim, güzeldi. Ama yine de 90 dakika dayanamadım.

Yerli Dizi Yersiz UUzzzuuuuunnnnnnn..........

resim kaynak

25 Aralık 2010 Cumartesi

Bir Eski Koca Dehşeti Kurbanı Daha Ayşe Paşalı

Çok şey var,aklımı meşgul eden, düşünüp kendi kendime konuştuğum. Hepsini de yazmak istiyorum ama sıraya koymam lazım öncelikle. Kendimce önem sırasına göre ilki;





Eski kocası tarafından bıçaklanarak ve boğazı kesilerek öldürülen kadın Ayşe Paşalı için içim acıyor. Her gün gazte sayfalarını dolduran, televizyon haberlerinde sunulan koca dehşetinin son örneği. En azından benim bildiğim son olay yoksa belki bir yerlerde şu an bile bir kadın koca saldırısına uğruyor olabilir.

Erkeklere bir şeyler oldu. Ayrılmak isteyen, ayrılan kadınlar karşısında ne kadar çok şiddet üretiyorlar. Gerçi bu şiddet daha önce de bir şekilde var ki, kadınların artık canına tak ediyor ve çoluk çocuğa rağmen bitiriyorlar evliliklerini. Halbuki "evlilik", "yuva" denen olgu kadın üzerinden yürütülür, kültürümüzde ve nesilden nesile aktarılır her şeye rağmen yuvayı kuranın ve devam ettirenin kadın olduğu. Ve kadın devam ettirmek için uğraşır. Ama erkekler adam olmaktan çıktıkları için bitirmeyi bin bir zorlukla seçen kadını bekleyen bu sefer de, ayrılık sonrası şiddet. Kadın, maddi, manevi her türlü şiddeti yaşıyor. Boşanılmış olsa da hala mülkiyeti kendine ait bir mal görüşünden fazla bir şey kaybetmiyor erkekler. Okumuşu da, cahili de çoğunlukla bu noktada birleşiyor. En hafif hali ile kadının yeni bir evliliği bile mümkün olmuyor. Bu konuda sadece eski kocalar değil, çocuklar, anne-babalar, komşular bile dahil oluyor. En ağır halde ise işte okuyoruz, "evi basan koca eski karısını, annesini, kardeşini, çocuğunu...... öldürdü" diye.

Artık sıradanlaştı gibi bu haberler. Çünkü hemen her gün bu tip bir haber gazetelerde yer almakta ve gördüğüm kadarıyla devlette bunu önleyici bir şey yapmamakta.

Zaten bu olayda beni sinirlendiren ve çıldırtan şey de devlet adına hareket edenlerin göz göre göre kadını ölüme terk etmeleri. Deyim yerindeyse, su testisi kırılmadan önlem almamaları. Halbuki haberin ayrıntısında öğreniyoruz ki, bu sonun geleceği ayan beyan ortada.

Bu durumda önlem almayan polise, savcıya ve hakime kızgınım. Vatandaşını korumakta aciz kalan devlete kızgınım. Hukukun yetersiz kaldığı bahanesine sıgınan polis, savcı ve hakimlerin görevini yapmadığını düşünüyorum. Hani yorum yetkisi vardı, hakimlerin? Görevlerini yapmadıkları içinde suçlular benim gözümde.

Peki o görevini yapmayanlar nasıl uyuyorlar acaba? Çünkü uykuya dalarken aklımdan gözleri morarmış halde koca kıskacında kalmış Ayşe Paşalı'nın görüntüsü çıkmıyor. 


"Şu an en güvenli yerde olsanda seni koruyamayan bir toplumun parçası olmaktan dolayı utanıyorum sevgili Ayşe Paşalı."



resim  kaynak http://www.habervitrini.com/koca_dayagi__af_ve_cinayet-504106.html

24 Aralık 2010 Cuma

aklıma takılanlar- merhaba

Çok düşünürüm:) Yürürken, iş yaparken, uyumayı beklerken...
Bu arada da kendi kendime iç sesimle konuşurumda, düşündüklerim hakkında.
Bir nev'i monolog.

Eh, bunu neden satırlara dökmeyeyim dedim.
Hem kalıcı olur, hem de uzun zamandır yazmak
isteğimi biraz olsun gerçekleştiririm. Bir nev'i monolog...