Merak ettim işte, bir insan ne zaman tamamlandığını ya da daha doğru ifadeyle hayatının anlamına ulaşıp mutlu olduğunu hisseder???
Aşık olduğunda mı, aşık olduğu kişiyle hayatını paylaştığında mı, iş hayatında başarıya ulaştığında mı yoksa çocuğunun ona sarılıp sevgisini gösterdiğinde mi?!!!
Merak ettim işte....
kendi kendine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendi kendine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Nisan 2012 Pazar
29 Mart 2012 Perşembe
KİŞİSEL TARİHİME BİR KAÇ NOT...
Çok çoookkk uzun zamandır yazamıyorum. Halbuki ne çok şey yaşandı ve yaşanıyor. Neler düşündüm, neler aklıma takıldı ama yazamadım:((
-Bu arada işe başladım ve şimdi de işten ayrılıyorum. Altı yılın sonunda hiç aklımda yokken tekrar bağımlı çalışmaya başladım. Bir arkadaşımın tanıdığı kişiler yeni bir şirket kurmuş ve muhasebeci arıyordu, aklına ben gelmişim. Öylesine görüşmeye gittim ve maddiyatı dışındaki şartlar cazip geldi ve tekrar muhasebeye dönme açısından başladım. Şirketin ilk kuruluş aşamaları ve yapılan sözleşmelere bağlı işlerin düzene girmesi açısından oldukça yoğun tempoda çalıştım. Hatta bazen yemek yemeye, su içmeye bile zaman bulamadım ama sonunda işler bir düzene girdi. Ama bu arada şirket ortağı olup ofisde patron olan kişiyle de çalışma usulü konusunda ciddi uyum sorunları yaşadık. İki kere istife ettim, kabul edilmedi ve geri döndüm. Sonunda bu ay sonu itibariyle bıçak kemiğe dayandı ve tekrar ayrılma talebinde bulundum. Artık çalışma açısından bir uyum süreci yakalama umudumuz kalmadığı için ayrılık isteğim kabul gördü. Buradaki son iki günüm ama bir an önce bitse de kurtulsam diye resmen saatleri sayıyorum...
-İki senedir Ales sınavına giriyorum ve istediğim puanı alamıyorum. Şimdi tekrar deneme istek ve arzusundayım.
-İşe başlayınca çini kursumda bitti, o arada çini hocasıyla sorunlar yaşadık ve hayatımdan çıkarıp attım. Artık beni yoran ve üzen insanların kahrını çekmeme, idare etmeme kararı aldım. Üzerimden yük kalktı. Yeni bir çini hocası buldum, nisanda onunla çalışmaya başlayacağım. Gerçi çalışma uslubu oldukça farklı ve nasıl adapte sağlayacağım, endişeliyim ama çini yapmayı çoookkk özledim.
-Nihayet bahar geldi, uzun kışın ardından. Açık havada spora başlıyorum, mutluyum:)
-Yapmak istediğim o kadar çok proje ve iş var ki, bir kısmını bile başarmak güzel olacak. Bir kısmı iş hayatıyla ilgili diğer kısmı da hobilerimle:)
-Bu arada işe başladım ve şimdi de işten ayrılıyorum. Altı yılın sonunda hiç aklımda yokken tekrar bağımlı çalışmaya başladım. Bir arkadaşımın tanıdığı kişiler yeni bir şirket kurmuş ve muhasebeci arıyordu, aklına ben gelmişim. Öylesine görüşmeye gittim ve maddiyatı dışındaki şartlar cazip geldi ve tekrar muhasebeye dönme açısından başladım. Şirketin ilk kuruluş aşamaları ve yapılan sözleşmelere bağlı işlerin düzene girmesi açısından oldukça yoğun tempoda çalıştım. Hatta bazen yemek yemeye, su içmeye bile zaman bulamadım ama sonunda işler bir düzene girdi. Ama bu arada şirket ortağı olup ofisde patron olan kişiyle de çalışma usulü konusunda ciddi uyum sorunları yaşadık. İki kere istife ettim, kabul edilmedi ve geri döndüm. Sonunda bu ay sonu itibariyle bıçak kemiğe dayandı ve tekrar ayrılma talebinde bulundum. Artık çalışma açısından bir uyum süreci yakalama umudumuz kalmadığı için ayrılık isteğim kabul gördü. Buradaki son iki günüm ama bir an önce bitse de kurtulsam diye resmen saatleri sayıyorum...
-İki senedir Ales sınavına giriyorum ve istediğim puanı alamıyorum. Şimdi tekrar deneme istek ve arzusundayım.
-İşe başlayınca çini kursumda bitti, o arada çini hocasıyla sorunlar yaşadık ve hayatımdan çıkarıp attım. Artık beni yoran ve üzen insanların kahrını çekmeme, idare etmeme kararı aldım. Üzerimden yük kalktı. Yeni bir çini hocası buldum, nisanda onunla çalışmaya başlayacağım. Gerçi çalışma uslubu oldukça farklı ve nasıl adapte sağlayacağım, endişeliyim ama çini yapmayı çoookkk özledim.
-Nihayet bahar geldi, uzun kışın ardından. Açık havada spora başlıyorum, mutluyum:)
-Yapmak istediğim o kadar çok proje ve iş var ki, bir kısmını bile başarmak güzel olacak. Bir kısmı iş hayatıyla ilgili diğer kısmı da hobilerimle:)
18 Mayıs 2011 Çarşamba
BİR MEZUNİYET TÖRENİNDE YAŞADIKLARIM
Geçen yaz küçük oğluma ablalık yapan onunla oynayan Aslı hayatımıza girdi. Biz onu ailece çok sevdik. Benim hiç olmayan ve özlemimi çektiğim kız kardeşim oldu. Hem oğlumla ilgilendi, oyunlar oynadı hem de bana yoldaşlık yaptı. O da bizi sevdi ve bize gelmeyi bıraktığı zamanlarda bile görüşmeye devam ettik. Dün de mezuniyeti vardı. Bizi davet etti. Tüm ailece törendeydik.
Aynı fakülte mezunu olduk. Yıllar sonra törenin yapıldığı salona gitmek hem de bu sefer oğullarımla birlikte orada olmak garip bir duyguydu. Koltuklarına oturduğumda salonu inceledim. Değişen bir şey yoktu. Yıllar önce paneller, konferanslar, çeşitli toplantılar ve hatta hatırladığım kadarıyla sinema gösterimleri için gittiğim salon yine aynı yerdi. Bir an o zamanlar ki ben hemen yanı başımdaydı. Ama dönüp kendime baktığımda değişenin ben olduğu açık saçık ortadaydı.
Çeşitli gösteriler yapıldı. Zamanında dersime giren hocalar rektör ve dekan olmuştu, konuşma yaptılar. Konuşmalar her zamanki gibi salondakileri sıktı. İlginç bir tesadüfle rektörün babamın üniversite yıllarından sınıf arkadaşı olduğunu, dekanın da amcamın liseden sınıf arkadaşı olduğunu farkettim. Rektör olan hocayı oldukça nazik ve beyefendi biri olarak hatırlıyorum. Öğrencileriyle konuşurken ceketini ilikler ve "siz" diye hitap ederdi. Dekan olan hocaya ise öğrenciler oldukça "kıl" olurdu çünkü bir çok arkadaşım onun dersinden lüzumsuzca okulu uzattı. Ben onun derslerinden geçmiştim ama nasıl olduğu konusunda hala bilinmez benim için. Çünkü hemen hemen aynı şeyler yazdığımız arkadaşlarımızın bir kısmı geçerken bir kısmı da kalmıştı. Hocanın değerlendirme kıstasları hepimiz için bir muamma idi.
Tören sonrası bahçede geçmiş günleri yad ettik. Eşimle tanıştığımız yerdeki banklar kaldırılmıştı. Okulda çok şey değişmişti. Tabi biz de...
Dünden ruhumda kalan en belirgin şey ise, yıllar öncesi bendi. Aslında bütün tören boyunca yanı başımdaydı ve öylesine genç, umut dolu ve bir o kadar safdı ki!
Aynı fakülte mezunu olduk. Yıllar sonra törenin yapıldığı salona gitmek hem de bu sefer oğullarımla birlikte orada olmak garip bir duyguydu. Koltuklarına oturduğumda salonu inceledim. Değişen bir şey yoktu. Yıllar önce paneller, konferanslar, çeşitli toplantılar ve hatta hatırladığım kadarıyla sinema gösterimleri için gittiğim salon yine aynı yerdi. Bir an o zamanlar ki ben hemen yanı başımdaydı. Ama dönüp kendime baktığımda değişenin ben olduğu açık saçık ortadaydı.
Çeşitli gösteriler yapıldı. Zamanında dersime giren hocalar rektör ve dekan olmuştu, konuşma yaptılar. Konuşmalar her zamanki gibi salondakileri sıktı. İlginç bir tesadüfle rektörün babamın üniversite yıllarından sınıf arkadaşı olduğunu, dekanın da amcamın liseden sınıf arkadaşı olduğunu farkettim. Rektör olan hocayı oldukça nazik ve beyefendi biri olarak hatırlıyorum. Öğrencileriyle konuşurken ceketini ilikler ve "siz" diye hitap ederdi. Dekan olan hocaya ise öğrenciler oldukça "kıl" olurdu çünkü bir çok arkadaşım onun dersinden lüzumsuzca okulu uzattı. Ben onun derslerinden geçmiştim ama nasıl olduğu konusunda hala bilinmez benim için. Çünkü hemen hemen aynı şeyler yazdığımız arkadaşlarımızın bir kısmı geçerken bir kısmı da kalmıştı. Hocanın değerlendirme kıstasları hepimiz için bir muamma idi.
Tören sonrası bahçede geçmiş günleri yad ettik. Eşimle tanıştığımız yerdeki banklar kaldırılmıştı. Okulda çok şey değişmişti. Tabi biz de...
Dünden ruhumda kalan en belirgin şey ise, yıllar öncesi bendi. Aslında bütün tören boyunca yanı başımdaydı ve öylesine genç, umut dolu ve bir o kadar safdı ki!
25 Nisan 2011 Pazartesi
Bugün benim doğumgünüm. Ama hayatımın en kötü günü.....
10 Nisan 2011 Pazar
ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ!....
İki gündür küçük oğlum hasta. Öncedende bana düşkündü ama hastalığın getirdiği huzursuzlukla beni daha çok yanında ister oldu. Bazen bunaldım ama bu anlarda aklıma annem geldi. Ben de hasta olduğumda annemin beni iyileştirici sevgisini, ilgisini isterdim ve onun bana gösterdiği ihtimamın ve sıcaklığın güven hissi sayesinde hastalığın getirdiği acıları sonrasında unuturdum. Şimdi bile aklımda, ruhumda kalmış olan o güzel duygunun aynısını çocuklarıma yaşatmam gerektiğini düşünüyorum. İşte bu düşünce, gücümün ve sabrımın tükendiği noktada beni yeniledi ve bu anlarda kendime ve yaşadıklarıma bir kez daha şaştım...
Şairin dediği "ömrün ortasında"ki yaşı bir geçmişken hala idrak etmekde zorlanıyorum. Hele çocuklarıma baktığımda, bana "anne" dediklerinde kendi kendime soruyorum; bu kadın ben miyim? diye. Çünkü hala bu yaşa geldiğime ve hayatımın bu gidişatına inanamıyorum. Yıllar o kadar çabuk geçiyor ki...
Zaman algısı nasılda değişiyormuş. Yirmili yaşların başına kadar çabuk geçmeyen zaman özellikle evlilikle beraber bir ivme kazanıyor ve yeni hayatlar kurma telaşeleri içinde çabucak geçiveriyor. Bunu farkettiren de dün daha bebek olanların bu gün büyümüş olduğunu görmek oluyor. Üniversiteye başladığım yıllarda doğanlar, bugün nerdeyse üniversiteyi bitirecekler. İlk onsekiz yılı yaşarken ne uzun gelmişti halbuki, ikincisi ise göz açıp kapama kadar...
Hala yaşıma ve geçen zamana adapte olamamanın yaşattığı bir diğer duygu ise, özellikle eski arkadaşlarla bir araya geldiğimizdeki sohbetlerimiz ve hayatlarımızı evcilik oynuyoruz gibi hissetmem. Bir araya gelmeler, çocuklardan konuşmalar, kocalardan dertlenmeler, hayatın güzel yanlarını da görüp neşelenmeler hep annelerimizin rolleriydi. Bizlerse o anlarda evcilik oynardık. Şimdi ise biz onlar olduk, onlar ise anneanne, babaanne oldu. Babaannelerimiz ve anneannelerimiz ise buraları terkettiler.
Hayat böyle bir şey...
Önümde yaşanacak yıllar ise daha yaşanmadan kısacık geliyor.
30 Ocak 2011 Pazar
Yazamıyorum...
Yazacak ne çok şey var. Aklımdan geçenler, kendi kendime konuşmalar. Gerçi kısa:) ama yazamıyorum.
Okul tatili, oğlumun sünnet hazırlıkları, günlük koşuşturmacalar derken vakit akıp geçiyor.
Okul tatili, oğlumun sünnet hazırlıkları, günlük koşuşturmacalar derken vakit akıp geçiyor.
11 Ocak 2011 Salı
Benimle
Hayat içinde bir çok şey var ki, maddi veya manevi hep istiyoruz. Para, başarı, sağlık, sevgi...
Peki neden? Sonu ne?
Ne olursa olsun, ister büyük bir başarı ister küçücük bir dokunuş, sonunda istediğim mutluluk!
Mutlu muyum?
Evet, bir bakıma. Bir çok kişinin sahip olamadığı güzel şeyler var hayatımda ve güzellikler yaşıyorum.
Ama...
İçimde bir yerlerde adlandıramadığım bir şey, ta yüreğimin derinliklerinde bir şey, her mutlu anımda mutsuzluğuda hissettiriyor, aynı anda.
Kurtulmaya çalıştım ama gitmiyor, terk etmiyor beni.
Anladım ki, nerede olursam olayım, dünyanın neresine gidersem gideyim mutsuzluğum benimle.
Mutsuzluğum benim içimde, ben onun içinde.....
Peki neden? Sonu ne?
Ne olursa olsun, ister büyük bir başarı ister küçücük bir dokunuş, sonunda istediğim mutluluk!
Mutlu muyum?
Evet, bir bakıma. Bir çok kişinin sahip olamadığı güzel şeyler var hayatımda ve güzellikler yaşıyorum.
Ama...
İçimde bir yerlerde adlandıramadığım bir şey, ta yüreğimin derinliklerinde bir şey, her mutlu anımda mutsuzluğuda hissettiriyor, aynı anda.
Kurtulmaya çalıştım ama gitmiyor, terk etmiyor beni.
Anladım ki, nerede olursam olayım, dünyanın neresine gidersem gideyim mutsuzluğum benimle.
Mutsuzluğum benim içimde, ben onun içinde.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


