şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2011 Salı

Ali Kaptan'a Ödül Verilmesin!!





"Öyle Bir Geçer Zamanki" dizisini ilk başladığında bir kaç bölümünü seyretmiştim ve üst üste gelen felaketler zinciri ve acı karşısında pes ederek takibi bırakmıştım. Bu diziyi takip etmek için mazoşist olmak bir mecburiyet haliydi, bana göre. Her ne kadar takip etmesem de gerek televizyonda dönen fragmanlarıyla gerekse sohbet ortamlarında takip edenlerle bir şekilde muhatap olunca az çok neler olduğunu istemesem de:( öğrenir oldum. Bu akşam ise merakdan sezon finalini seyrettim. Gerçi fragmandan sonun nasıl olacağı belliydi ama galiba kayıtsız kalamadım:)

Ben bunları yazarken Ali(denen şerefsiz!!) Balıkçıyı vurmuş, annesi de Ali'yi vurmuştu ve reklam arası verildi. Belli olduğu üzere Ali'den hiç haz etmemekteyim. Gerçi kim haz ediyor ki!

Dizide felaketler hep üst üste geliyor evet ama biliyorum ki, bu dizi senaryosunda yazılanların benzerleri günümüz yani 2000lerin Türkiye'sinde parça parça bir çok kadının ve insanın başına geliyor. Bu hayal camı üzerinde görünense bunların toplamı.

Gün geçmiyor ki, bir kadının eski kocasından şiddet gördüğü veya öldürüldüğü haberi gazete sayfalarında yer almasın, bu ülkede. Evlilik içinde yaşananlara daha sıra gelemiyor bile:((

Biz eski diyoruz ama bu adamlar nasıl bir sakat kafaya sahip ki, kendi boşasa da eski karısını "eski" olarak göremiyor. Hala onun mülkünde olan bir şey, kadın. Bu yüzden o kadının hayatına yeni bir adamın yer alması katliam sebebi. Aslında Türk toplumunun genelinde kadının varlığı ve bireyliği konusunda oldukça sakat kabuller ve yaklaşım var. Bu durum sadece okumamış kesimde değil pek iyi şekilde okumuş, üniversite bitirmiş ve gelir açısından üst düzeyde bir çok insan içinde geçerli.

Diyelim ki kadın kocasından ayrıldı ve boşandı, özellikle çocuğu varsa attığı her adımda ve yaşadığı her anında "eski" kocasının tacizleriyle yaşamak zorunda kalabiliyor. Adam, kadını kendine bir nev'i mecbur kılmak için çalışmasına dahi karışabiliyor, Cemile ile Ali Kaptan da görüldüğü üzere. Başka birisiyle yeniden evlenmesi ise düşünülemez bir şey. Hatta diyelim ki, kadının kocası ölse dahi bu seferde kadının yeniden evlenmesine çocukları, kocasının ailesi, kendi ailesi derken bilumum kişiler karışabilmekte ve bu engellenmekte. Bizim ülkemizde kocası ölen veya boşanmış kadınlar eğer maddi anlamda muhtaçlıkları yoksa benzer yaklaşımlar nedeniyle yalnız yaşamak durumunda kalıyorlar ve o kadar çoklar ki! Çevrenize bakın isterseniz:) Hatta bu insanlara yeniden evlenmekten bahsettiğiniz de, bu yaklaşımı ne kadar içleştirmişlerse, hemen karşı çıkan kendileri oluyor, malesef.

Kadının mülk sayıldığı anlayışın değişmesi lazım. Evet, biraz biraz değişiyor ama toplumun kadını bir insan, birey olarak görmesi, kendi hayatı hakkında karar verme ve uygulayabilme yetkisine sahip olabilmesi için hala katedilmesi gereken uzun ve bir o kadar meşakkatli bir yol var. Umarım ki, bu süreçde daha az kadının canı yansın, çocuklar olumsuz etkilensin....

Bu arada Ali Kaptan denen karakteri canlandıran Erkan Petekkaya'ya bu rolündeki başarısı için ödül üstüne ödül verilmekte. Yani en azından en son Altın Kelebek ödülü aldığını gördüm ve bu ödülleri verenlere çok kızıyorum. Böyle bir karakter pek matah bir şeymiş gibi sunuluyor, malesef. Halbuki ona gelene kadar başarılı olan nice başka karakterleri canlandıranlar var ve bu toplum her geçen gün çılgınca kendini uçuruma doğru fırlatırken "olumlu"laştırma adına daha düzgün karakterlere ödül verilebilir diye düşünüyorum. Ayrıca bu karakter ne kadar güzel yansıtılırsa yansıtılsın-ki Erkan Petekkaya'nın buradaki oyunculuğunu beğenmiyorum- gerçek hayatta o ödülü hak eden çookkk Ali Kaptanlar var, onlara verilsin.

resim

24 Mart 2011 Perşembe


 
Şimdi sen ölüyorsun Libyalı çocuk/
Senden on sene önce öldü Iraklı çocuk/
Senden kırk sene önce Vietnam'da napalmle yandı bir çocuk/
Senden altmışaltı sene önce Hiroşima'da şeker yiyemeden öldü bir çocuk/
Senden doksan sene önce Öldü Anadolu'da beşikte bir çocuk/
...
...............Şimdi sen ölüyorsun Libyalı çoçuk/
Keşke ama keşke parayı hiç bulmasaydı Lidyalı çocuk

25 Aralık 2010 Cumartesi

Bir Eski Koca Dehşeti Kurbanı Daha Ayşe Paşalı

Çok şey var,aklımı meşgul eden, düşünüp kendi kendime konuştuğum. Hepsini de yazmak istiyorum ama sıraya koymam lazım öncelikle. Kendimce önem sırasına göre ilki;





Eski kocası tarafından bıçaklanarak ve boğazı kesilerek öldürülen kadın Ayşe Paşalı için içim acıyor. Her gün gazte sayfalarını dolduran, televizyon haberlerinde sunulan koca dehşetinin son örneği. En azından benim bildiğim son olay yoksa belki bir yerlerde şu an bile bir kadın koca saldırısına uğruyor olabilir.

Erkeklere bir şeyler oldu. Ayrılmak isteyen, ayrılan kadınlar karşısında ne kadar çok şiddet üretiyorlar. Gerçi bu şiddet daha önce de bir şekilde var ki, kadınların artık canına tak ediyor ve çoluk çocuğa rağmen bitiriyorlar evliliklerini. Halbuki "evlilik", "yuva" denen olgu kadın üzerinden yürütülür, kültürümüzde ve nesilden nesile aktarılır her şeye rağmen yuvayı kuranın ve devam ettirenin kadın olduğu. Ve kadın devam ettirmek için uğraşır. Ama erkekler adam olmaktan çıktıkları için bitirmeyi bin bir zorlukla seçen kadını bekleyen bu sefer de, ayrılık sonrası şiddet. Kadın, maddi, manevi her türlü şiddeti yaşıyor. Boşanılmış olsa da hala mülkiyeti kendine ait bir mal görüşünden fazla bir şey kaybetmiyor erkekler. Okumuşu da, cahili de çoğunlukla bu noktada birleşiyor. En hafif hali ile kadının yeni bir evliliği bile mümkün olmuyor. Bu konuda sadece eski kocalar değil, çocuklar, anne-babalar, komşular bile dahil oluyor. En ağır halde ise işte okuyoruz, "evi basan koca eski karısını, annesini, kardeşini, çocuğunu...... öldürdü" diye.

Artık sıradanlaştı gibi bu haberler. Çünkü hemen her gün bu tip bir haber gazetelerde yer almakta ve gördüğüm kadarıyla devlette bunu önleyici bir şey yapmamakta.

Zaten bu olayda beni sinirlendiren ve çıldırtan şey de devlet adına hareket edenlerin göz göre göre kadını ölüme terk etmeleri. Deyim yerindeyse, su testisi kırılmadan önlem almamaları. Halbuki haberin ayrıntısında öğreniyoruz ki, bu sonun geleceği ayan beyan ortada.

Bu durumda önlem almayan polise, savcıya ve hakime kızgınım. Vatandaşını korumakta aciz kalan devlete kızgınım. Hukukun yetersiz kaldığı bahanesine sıgınan polis, savcı ve hakimlerin görevini yapmadığını düşünüyorum. Hani yorum yetkisi vardı, hakimlerin? Görevlerini yapmadıkları içinde suçlular benim gözümde.

Peki o görevini yapmayanlar nasıl uyuyorlar acaba? Çünkü uykuya dalarken aklımdan gözleri morarmış halde koca kıskacında kalmış Ayşe Paşalı'nın görüntüsü çıkmıyor. 


"Şu an en güvenli yerde olsanda seni koruyamayan bir toplumun parçası olmaktan dolayı utanıyorum sevgili Ayşe Paşalı."



resim  kaynak http://www.habervitrini.com/koca_dayagi__af_ve_cinayet-504106.html